Sıradışı Bir İnternet Dergisi

2018’in En İyi Rock Albümleri

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Gün geçtikçe rock müziğin yeni nesle uyarlandığını hissedebiliyoruz. Daha pop-vari soundlar, daha basit ve sığ sözler ve daha niteliksiz müzisyenlikler. Bu söylemler biraz sert olduysa özür dilerim fakat doğruluğunun sonuna kadar arkasındayım. Açıkçası, rock denince günümüz gençlerinin aklına Twenty One Pilots gelmesi beni üzüyor. Elbette modernleşmek kötü bir şey değil. Modernleşirken kökleri unutmak ve daha niteliksiz köklerin altına girmek ise kötü bir şey.

Bu karamsar girişi yapmış olmam umarım ki 2018’in rock müzik açısından kötü geçtiğini düşündürmemiştir sizlere. Çünkü, çıkardığım listenin beni bu kadar zorlaması bunun tam aksinin kanıtıdır. Bu sene şunu öğrendik ki, rock kültürünün koruyucuları her zaman buradalar ve kaliteli işlere imza atmaya devam edecekler. Modernliğin ve eski ruhun bir arada işleyişinin güzel örneklerini görmenin mümkün olduğu bu senenin bizlere göre en iyi on albümünü ise aşağıda listeledik.

10) Disturbed “Evolution”

En iyi rock albümleri listesinde Disturbed ismini görmek sizleri şaşırtabilir. Elbette bazı kaynaklarda hard rock grubu olarak geçse de, yoğun kesime ve bana göre Disturbed bir heavy/alternative metal grubudur. Son albümleri Immortalized’dan sonra müziklerine yeni bir soluk getireceklerini açıklamalarından sonra, tam bir tarz değişikliği beklenmiyordu. ‘The Sickness’ ve ‘Ten Thousand Fists’ gibi albümlerindeki belirleyici soundlarını terk edecek olmaları düşüncesi ise biraz bizleri korkutuyordu. Gelen albümün adı ‘Evolution’ olarak açıklanınca da gelsin duygu karmaşası.

Korktuğumuzun aksine bizleri tamamen yabancı bir Disturbed karşılamıyor bu yeni albümde. Müziklerinde her daim  hard rock esintisini hissettiğimiz grup, bizler için bu esintinin dozunu biraz daha artırmış. Albümün yayınlanan ilk teklisi olan ‘Are You Ready?’, bizlere bu değişiklikleri özetleyip veren nitelikte bir parça. Yayınlanan bir diğer tekli ‘A Reason to Fight’ ise, albümde belli oranda düşük tempolu parçalar hatta balladlar duyacağımızı garanti eder nitelikteydi.

Her ne kadar belli tarz değişiklikleri görsek de, Disturbed’de değişmeyen tek bir şey var: David Draiman. Disturbed artık genç bir grup değil, yaşlı da değiller fakat yaşlanmaya başlıyorlar. Draiman’ın sesi hariç. The Sickness albümünde ne duyduysanız, Evolution’da da aynısını duyabiliyorsunuz. Aradan geçen 18 sene Draiman üzerinde etkisini hiç göstermemiş sanki. Müzikal olarak duyduğunuz değişikliklere de gayet güzel uyum sağlıyor Draiman. Nu metal esintili riffler yerine daha rock’n roll-vari vuruşlar duyuyorsunuz ve bunların üzerine değişmeyen Disturbed vokalleri eklenince yüzünüzde bir gülümseme belirmemesi söz konusu bile olmuyor.

Dinle: “Are You Ready?”, “No More”, “A Reason to Fight”

 

9) Stone Temple Pilots “Stone Temple Pilots”

Sekiz senelik durgunluğun ardından tekrar birleşen grup, bizlere bir tane daha ‘self-titled’ albüm sunuyor. Stone Temple Pilots’ın 2010’da piyasaya sürdüğü albümünün adı da ‘Stone Temple Pilots’ idi. Arada sekiz sene boşluk olduğunu hesaba katıp kafamızın karışmayacağını düşündüler muhtemelen.

Kafamız karışmış olsaydı bile, bizlere sunulan bu yepyeni Pilots parçalarından aynı şekilde memnun olurduk. Yeni vokal Jeff Gutt, sağlam performansı ile bu seçimin ne kadar doğru olduğunu kanıtlıyor. Albüm boyunca duyduğumuz yakalayıcı rifflerin ise ardı arkası kesilmiyor. Bizlere nostaljik rock’n roll esintilerini hissettiren Pilots, köklerindeki en güzel anıları tekrar tekrar yaşatıyor adeta.

Albümün enerjisini fiziksel olarak üzerinizde hissetmemek mümkün değil. ‘Middle of Nowhere’ ile albüm sanki kabuğunu yırtarcasına açılıyor. Daha sonrasında gelen melankolik dokunuşların yanı sıra klasik rock’tan gelen ilham kaynaklarını da duyabiliyorsunuz. Stone Temple Pilots, içinden tecrübe akan bir albüm. Aynı zamanda yeni vokalistleri ile parlak bir gelecekleri olduğunu da bizlere kanıtlıyor.

Dinle: “Middle of Nowhere”, “Meadow”, “Roll Me Under”

 

8) Greta Van Fleet “Anthem of the Peaceful Army”

Greta Van Fleet, ilk EP’leri ‘From the Fires’ı yayınladıklarından beri gündemden bir an bile düşmeyen bir grup oldu. Bunun nedeni soundlarındaki ‘Led Zeppelin’ esintisi diyemeyeceğim, çünkü burada ufak bir esintiden daha fazlasından bahsediyoruz. Hatta bu konuda yaratıcı bir YouTube videosuna denk geldim. Bahsettiğim videoda, yaşlılara Led Zeppelin ve Greta Van Fleet şarkıları dinletiliyor ve iki gruptan hangisi olduğuna dair tahmin yürütmeleri isteniyor. Eğlenceli durumlara yol açan videoyu son derece eğlenceli ve durumu özetler niteliğinde buldum.

Bu benzerlikten şikayet eden olduğu kadar bayıla bayıla dinleyen de var. Ben bayıla bayıla dinleyenlerdenim. Bu durumda şikayet etmeyi de gereksiz buluyorum. Grubu modern bir Led Zeppelin uyarlaması şeklinde nitelendirmek, ortaya çıkardıkları orijinal işlere haksızlık olur. Bir önceki EP’lerinde barındırdıkları orijinal riffler ve vokalleri görmezden gelmediğim gibi, ilk albümleri sayılan ‘Anthem of the Peaceful Army’nin de orijinalliğini görmezden gelemem. Burada bahsettiğimiz genç bir grup, hem de çok genç. İlk işleri ile gayet güzel bir diskografiye sahip olacaklarının garantisini veriyorlar bizlere. Daha ne isteyelim? Şikayet etmeyip bu güzel nostalji esintisini içinize çekin derim.

Dinle: “Age of Man”, “When the Curtain Falls”, “Watching Over”

 

7) Daron Malakian and Scars on Broadway “Dictator”

Yıllardır ha çıktı ha çıkacak dediğimiz System of a Down albümü çıkmadı. Umudumuzu kesmedik bekledik, yine çıkmadı. Haberi bile doğru düzgün çıkmadı. Sonra haberleri çıkmaya başladı. Bekledik, albüm yine çıkmadı. Belli ki grubun ‘imza’ gitaristi Daron Malakian da bizler kadar beklemiş bu albümün çıkmasını. ‘Dictator’ın perde arkasına bakınca bunu gayet güzel anlayabiliyoruz.

‘Scars on Broadway’, Malakian’ın SOAD albüm yapmayı bıraktıktan sonra yine SOAD davulcusu John Dolmayan ile birlikte kurduğu yan projesiydi. Çıkış albümleri 2008’de ‘self-titled’ olarak yayınlandı. SOB’den gördüğümüz bir sonraki iş için de Dictator’a kadar beklememiz gerekiyordu. Biz bekledik, ama Malakian beklememiş. Dictator aslında seneler önce yapılmış bir albüm. Grup adının başına Daron Malakian eklenmesi de, albümün kayıtlarını Malakian’ın tek başına yapmış olması. SOAD albümünün sinyallerini her grup üyesi gibi hissedince, Dictator’ı rafa kaldırmış Malakian. Albümün akıbeti belli olmayınca da raftan alıp, tozlarını silkeleyip son düzenlemesini yapmış.

Albüm, SOAD’dan alışkın olduğumuz yoğun melodik vokallere ve gitar rifflerine sahip. Malakian’dan da daha azını beklemezdik elbette. Bir SOAD albümü şeklinde temellendirilmemiş de olsa esintileri taşıyor. Yer yer sert, yer yer sakin ve genel olarak deli bir albüm Dictator. SOAD’dan yeni bir albüm beklerken (haberler tekrar çıktı, evet) bizler için bizi idare etmekten çok daha öteye geçebilecek bir albüm. Politik mesajları yine yoğunlukta olan (neyse ki bu sefer gereksiz yere biz Türklere saldırmıyor) Dictator, Malakian’ın tek başına çıktığı bu yolculuğun gayet tadında bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Dinle: “Lives”, “Dictator”, “Guns are Loaded”

 

6) Halestorm “Vicious”

Vicious, Halestorm’un bu seneki sürprizi oldu. Ne olduğunu anlamadan kucağımıza yeni bir albüm fırlattılar. Lzzy Hale insanları meraklandırmayı iyi biliyor. Instagram üzerinden birkaç gün boyunca gizemli mesajlar yayınlayan Hale, birkaç gün sonra aynı şekilde grubun yeni teklisi “Uncomfortable”ı duyurdu. Albümün geri kalanı hakkında bizi umutlandıran Uncomfotable hiç de haksız değilmiş, bunu albümün çıkışıyla anladık.

Grubun bir önceki işi, ‘Into the Wild Life’ kesinlikle çok nokta atışı parçalara barınak sağlamıştı. Hatta şunda hemfikir olmalıyız ki, ‘I Am The Fire’ Halestorm’un en kuvvetli parçaları ve Lzzy Hale’in de en kuvvetli vokal performansları arasında. ‘Vicious’ ise aynı derecede kuvvetli parçalara sahip, Into the Wild Life’tan bir adım önde olduğu nokta ise bütün olarak çok daha güven verici bir albüm olduğunu hissettirmesi.

Grubun samimi ‘frontwoman’ı Lzzy Hale, grubunun bu yeni albümünde kendini bir tık daha önce çıkartmış. Bundan şikayetçi olamayız elbette, hele ki kendisinin son zamanların en kuvvetli kadın sesi olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak. ‘Black Vultures’daki nokta atışı vokalleri üzerine ‘Skulls’ parçasındaki baştan sona yakalayıcı vokaller, kendini durmadan nasıl geliştirdiğini de gösterir nitelikte. ‘Killing Ourselves To Live’in nakaratından ise bahsetmeye bile gerek yok, bravo Lzzy. Grubun geri kalanı diğer albümlere göre biraz daha Lzzy’nin gölgesinde kalsalar da, oluşturdukları temelin hissiyatı albümü tamamen kaplamış durumda elbette. Vicious, bu sayede bütün bir albüm olmayı başarıyor.

Dinle: “Black Vultures”, “Skulls”, “Uncomfortable”

 

5) Godsmack “When Legends Rise”

Üzülerek söylüyorum, Godsmack’i her zaman ortalamanın az üzerinde bir grup olarak görmüşümdür. Çok beğendiğim parçaları her zaman oldu fakat bütün olarak hissedebildiğim albümleri hiç olmadı. Uzun süredir beraber müzik yapan bu grubun soundunu bu kadar kararsız bulmam ve nedenini bulamam beni hep merakta bırakmıştı. ‘When Legends Rise’ piyasaya çıktıktan sonra ise bu konuda bir fikrim olabildi nihayet.

Bu iddia ile biraz ileri gitmiş olabilirim fakat bence grup bu zamana kadar belli bir kimlik krizi yaşıyordu. Çünkü, When Legends Rise ile geçiş yaptıkları sound kendilerine mükemmel bir şekilde uyuyor. Grubun her üyesinin yeteneklerini tam olarak sergileyebildikleri rahat bir ortam oluşmuş sanki. Daha çok post grunge esintili heavy metal olan tarzları bu sefer daha bir hard rock havasında ve fazlasıyla doğru hissettiriyor. Bununla birlikte yakaladıkları yaratıcılık da baştan sona ‘bütün’ bir albüm yapmalarını sağlamış.

Yaratıcılıklarını en üst seviyeye çıkarmış grup, yepyeni soundlarıyla kariyerinde çok net bir dönüm noktası elde etti. Bundan sonra yapacakları işler bu doğrultuda ilerler mi, elbette emin olamayız. Ama şundan eminiz ki; When Legends Rise, Godsmack’i bu yılın en iyileri arasında dahil eden kalitede bir hard rock albümü.

Dinle: “When Legends Rise”, “Bulletproof”, “Take It To The Edge”, “Eye Of The Storm”

 

4) Alice in Chains “Rainier Fog”

2002’de vokalleri Layne Staley’i kaybeden grup, William DuVall’u bünyesine katarak 2009 yılında ‘Black Gives Way to Blue’ adlı başarılı albümleriyle geri dönüşlerini gerçekleştirmişti.  Daha sonra 2013’te ‘The Devil Put Dinosaurs Here’ adlı çalışmalarıyla çizgilerini sürdürdüler. 2018 yılında ise William DuVall’u tamamen benimsemiş olan efsanevi grunge grubu, kariyerinin yeni adımına hazırdı.

‘Rainier Fog’, bizlere sunulan ilk teklisi ‘The One You Know’ ile kendine dair umutları yeşertmişti. Albümün çıkışıyla da, ayakları yere sağlam basan soundları ve harika paslaşan vokalleri ile gönüllerimizi kazandı Rainier Fog.

Alice In Chains’den bahsedip, efsaneleşmiş Jerry Cantrell’den bahsetmemek olmaz. Grunge esintisini gitarında her daim yaşatmış olan Cantrell, Alice In Chains soundunun babası ve Rainier Fog’un yaratıcılığının da arkasındaki isimdir. Büyük bir trajedi atlatan bu grubu ayakta tutabilmek kolay değildi fakat kendisi bu işin altından gayet iyi kalktı. William DuVall ile birlikte vokal ve gitar konusunda harika bir ikili oluşturdular. Alice In Chains sayesinde grunge esintilerini günümüzde hala hissedebiliyoruz.

Dinle: “The One You Know”, “Rainier Fog”, “So Far Under”, “Never Fade”

 

3) Red Sun Rising “THREAD”

Listemizin ‘modern’ kısmının en önemli aşamalarından birindeyiz. ‘Polyester Zeal’ ve içinde barındırdığı ‘The Otherside’ ve ‘Emotional’ gibi parçalarla bir sonraki işleriyle isimlerini fazlaca duyacağımız garanti etmişti Red Sun Rising. Bu sene de gerçek anlamda birkaç adım daha ilerde bir işle karşımıza çıktılar. ‘THREAD’ olmasaydı, Red Sun Rising adını bir daha duymayacağımız genç gruplar kafilesine katılabilirdi. Her ne kadar bir önceki albümleri türevlerinin arasından sivrilen cinsten bir albüm olsa da, piyasa bu. İnsanların müziği hissetmeden tükettiği bu devirde onlara müziği hissetmenin ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlatmak üzerine bir iş THREAD.

THREAD yalnızca piyasa için değil, grup için de bir yeniden doğuş niteliği taşıyor. Grup, yoğun bir turne atlatmış olmasına rağmen, THREAD yapıldıktan sonra kendilerini ‘grup’ gibi hissettiklerini belirtiyor. Albüm boyunca da içinde bulundukları ruh halini sözlerine ve melodilerine yansıtıyorlar. Modern rock’ın bu yıl en iyi örneği olan albüm aynı zamanda gitar tonları ve vokalleri ile 90’larda duyup bağrımıza bastığımız esintileri de bizlere tekrar hatırlatıyor.

Red Sun Rising’in THREAD ile yakaladığı süratli yükseliş yakın zamanda sekteye uğrayacakmış gibi görünmüyor. Muazzam bir denge üzerine kurulu albüm, duygu yoğunluğu açısından son zamanların en bütün albümlerinden. Yükselişe katılmak için geç değil.

Dinle: “Fascination”, “Deathwish”, “Lonely Girl”, “Veins”

 

2) Myles Kennedy “Year of the Tiger”

Myles Kennedy, bu yılın en çok takdir edilmesi gereken müzisyenlerinden. Bu listede birinciliği alamamasının tek nedeni, birinci sıradaki albümün benim için yoğun bir duygusal değeri bulunmasıdır. Son zamanlarda adını hep duysak da, ya Alter Bridge ile ya da Slash’in splo albümlerinde karşımıza çıkıyordu Kennedy. Ki bahsettiğim iki projede de, vokallerinin kuvvetini iliklerimize kadar hissettirmişti bize. Daha çok akustik tabanlı bu solo projesinde ise, çok daha fazlasını hissediyorsunuz.

Year of the Tiger, aynı zamanda bir konsept albüm. Kennedy’nin babasının ölümü üzerine yoğunlaşan bir hikayesi var. Duygu yoğunluğunun da kalitesi kadar yüksek olduğunu gözümüz kapalı söyleyebiliriz yani. Bu duygu yoğunluğunu Kennedy’nin sesinden, gitarının tınısından ve yarattığı tüm atmosferden anlayabiliyorsunuz. Böylesine derin hisler üzerine yazılmış bir albümün kötü olmasını bekleyemezdik zaten.

Year of the Tiger, duygusal açıdan olduğu kadar müzikal açıdan da son derece doyurucu bir albüm. Kennedy’nin hislerini gitarı üzerinden konuşturabilmesi, her parçadan bambaşka bir ruh hali ve tarz yakalayabilmesi ve yakaladığı her tarzı da muazzam bir şekilde icra etmesi üst seviye bir başarı. Myles Kennedy, kendi yaralarından sanatsal açıdan çok başarılı bir şekilde yararlanıyor ve bizlere de müzikali ve hissiyatı üst düzey bir eser sunuyor.

Dinle: “Year of the Tiger”, “The Great Beyond”, “Blind Faith”, “Devil on the Wall”, “Love Can Only Heal”

 

1) A Perfect Circle “Eat the Elephant”

 

Bu zor listenin birincisi benim için bir süredir belliydi. Her ne kadar Myles Kennedy’nin Year of the Tiger’ını neredeyse ‘Eat the Elephant’ ile bir tutsam da, bu albümü düşündükçe içimde farklı duygular açığa çıkıyor.

Maynard James Keenan, bu zamana kadar yaptığı her işten apayrı başarılar elde etmiş bir müzisyen. Müzikal dehasını Tool ile kanıtlamış biri olarak, ‘A Perfect Circle’ ile de ne denli kuvvetli rock parçaları icra edebileceğini bizlere gösterdi. Elbette, Billy Howardel’in bu albümdeki ve elbette A Perfect Circle’ın tüm albümleri üzerindeki etkisini hafife alamayız. Grubun tüm elemanları kendi alanlarında ayrı ayrı yetenekli olsalar da, Keenan ve Howardel A Perfect Circle’ın DNA’sını oluşturuyorlar.

2004’te piyasaya sürdükleri ‘Emotive’ adlı albümlerinden beri gruptan ses çıkmamıştı. Tool’da da aynı hikaye söz konusu olduğu için bunda Keenan’ın parmağı olabilir diye düşünmeden edemedim. Çoğu hayranları tarafından diğer albümleri kadar güçlü olmadığı öne sürülse de, benim için Eat the Elephant duygusal açıdan çok kuvvetli bir kayıt. Sadece ‘Dissillusioned’ başlı başına bu yıl çıkmış en duygu dolu parça, benim için de yılın en iyi rock parçası aynı zamanda. Farklı duygu durumlarını altı dakika içinde defalarca bize yaşatan ve bunu yaparken müzikal anlamda bizi büyüleyen bir eser. Zaten atmosfer yaratma konusunda Keenan’ın başarısını yadsıyamayız. Hem kaliteli söz yazarlığıyla, hem sesindeki hissiyat ile bunu kanıtlayabiliriz.

Eat the Elephant, rock müziğin modernizeliğinde zirve noktası. Her parçanın apayrı bir çıkış noktası ve rotası var. İçinde barındırdığı farklı duygusal ve müzikal esintilerle bu yıl çıkan çoğu başarılı albümün tarzlarından da dokunuşlar taşıyor. Eat the Elephant, A Perfect Circle’ın rock müziğin rotasını özetleme şekli.  On dört senelik moladan sonra dönen grup yalnızca bu senenin en iyi işine imza atmıyor, uzun süre unutulmayacak bir albüm sunuyor bizlere.

Dinle: “Disillusioned”, “The Doomed”, “So Long, And Thanks For All The Fsih”, “TalkTalk”, “Hourglass”

 

Bu senenin rock albümlerinde de listeye giremediğine çok üzüldüğümüz ve adından bahsetmeden geçemeyeceğimiz isimler var. Buyurunuz:

Jonathan Davis “Black Labyrinth”

The Fever 333 “Made an America”

Tremonti “A Dying Machine”

Slash Featuring Myles Kennedy and The Conspirators “Living the Dream”

Black Stone Cherry “Family Tree”

Breaking Benjamin “Ember”

 

Peki, bu senenin en iyi on rock parçası?

10) Jonathan Davis “What It Is?”

9) The Fever 333 “Made an America”

8) Greta Van Fleet “When the Curtain Falls”

7) Halestorm “Uncomfortable”

6) Daron Malakian and Scars on Broadway “Dictator”

5) Alice In Chains “The One You Know”

4) Godsmack “Bulletproof”

3) Myles Kennedy “Year of the Tiger”

2) Red Sun Rising “Fascination”

1) A Perfect Circle “Disillusioned”

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Kültür & Sanat

Röportaj: Ufuk Beydemir

Grunge ve rock müzik tarzıyla gerçek anlamda milyonların gönlüne taht kuran Ufuk

An(lay)alım

Her şey bu cümleyle başladı: “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
Git Yukarı