Sıradışı Bir İnternet Dergisi

The Silence Film İncelemesi

Kültür & Sanat Kategorisinde Tarafından

Post-apokaliptik filmlerin genelde konu aldığı felaketin yaşanmasından birkaç sene sonrasında geçmesinin bir sebebi var. Eğer elinizde yeteri kadar kuvvetli materyal yoksa aradaki boşluğu dolduramazsınız. Kitaplardan örnek verecek olursak en başarılı örneği yakın zamanda Kafes ile Josh Malerman verdi. Kitabın iki ayrı zaman dilimi arasında gidip gelmesi bize hem olayların başlangıcını hem de asıl tehlikenin yaşandığı kısmı ritmik bir şekilde sunuyordu. Film olarak da A Quiet Place’i örnek olarak gösterebiliriz. Film, olayların başlangıcının kısa bir süre sonrasında başlıyor, ilk sahneden sonra da daha ileriye yol almayı tercih ediyor. Anlatılacak konunun dar olması önemli değil, asıl önemli olan nasıl anlatıldığı. A Quiet Place doksan dakikada elindeki konuyu şekillendiriyor ve sonuca kavuşturuyordu.

Örnek olarak yukarıdaki iki eseri seçmemin nedeni yepyeni Netflix filmi The Silence ile olan benzerlikleri. Kör ve yalnızca sese duyarlı olan yaratıkların istilası fikri daha önce A Quiet Place’te karşımıza çıksa da The Silence’ın uyarlandığı aynı isimli eser 2015 yılında yayımlanmıştı. Bu yüzden hangi eser hangisinden ne kadar esinlenmiş, ya da esinlenmiş mi konularına girmeyi gereksiz görüyorum. Uzun zamandır elimize ulaşan post-apokaliptik eserler zaten birbirine benzer vaziyette. İşleniş tarzı ile farklılaşan ve aradan sıyrılan filmler ise az. The Silence da maalesef sıyrılamayan filmler arasına adını yazdırdı.

Filmin konusundan da tadını kaçırmayacak kadar bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. The Silence klişe bir istila filmi. Uzaydan veya laboratuvar ortamından kaynaklanan bir salgın değil, filmin de tek özgün noktası bu zaten. Ona da ne kadar özgün denebilirse. Yapılan bir kazı sırasında saklı kalmış hayvanımsı bir türün yeryüzüne çıkması üzerine olaylar gelişiyor. Hikaye ise bir süre önce bir kazada işitme yetisini kaybeden ana karakterimiz ve ailesi etrafında şekilleniyor. Yani işaret dili sayesinde yaşayacakları felakete karşı ellerinde bir artı nokta var ailenin.

Şöyle başlayalım; karakterlerle bağ kurmak zor. Film bize karakterleri açıklama gereği duymuyor. Her aile benzer sorunları yaşadığı için bize genel bir bakış açısı sunmaya mı çalışmışlar diye soracak olursak; cevap evet ise bile işe yaramıyor. Dikkat etmemiz gereken asıl olay istila, saldırılar ve heyecan olmasına rağmen filmde seyircisinde heyecan uyandıracak bir an bile bulunmaması oldukça üzücü. Sahnelerin çoğu tahmin edilebilir, gerilim unsuru yok denecek kadar az. Eksi yönlerimiz sadece bunlar olsa bile başlı başına filmi dibe çekmeye yetecek unsurlardan bahsediyoruz. Bu tarz filmlerde genelde bir patlama noktası olur. Elbette her yapım buna uymak zorunda değil ama genelde bunu görüyoruz. The Silence’ın son çaresi bir patlama noktasıydı fakat onu da bulamadık. Filme dahil olan tarikat unsuru başlı başına gereksiz bir detaydı. Hiçbir yere bağlanmayan, sırf bir kötü taraf olsun diye filme zoraki eklenmiş bir detay…

The Silence neden sınıfta kaldı diye bir soruya detaylı bir cevap aramaya gerek yok. Cevap fazlasıyla bariz; The Silence sıkıcı bir film. Anlattığı hikaye ve karakterleri zayıf, tepe noktası olması gereken kısımları etkisiz, gerilimden ve heyecandan son derece uzak. Bu nedenle tarihe Netflix’in başarısız bir adımı olarak geçiyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Kültür & Sanat

Röportaj: Ufuk Beydemir

Grunge ve rock müzik tarzıyla gerçek anlamda milyonların gönlüne taht kuran Ufuk

An(lay)alım

Her şey bu cümleyle başladı: “1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.”
Git Yukarı